Reklamlar

Ey AKP'li arkadaş! Büyük tezgahı neden görmüyorsun

    

Ülke olağanüstü şartlar yaşarken bu referandum nerden çıktı?

Sahi, Erdoğan ne istedi de yapamadı? Bir tek örnek gösterebilir misin? Yok.

O halde referandum dayatması niye?

Keza. Mursi'nin sonunu, Mısır referandumunun getirdiğini detaylarıyla yazdım.

Erdoğan'ın kaç kez kandırıldığını yazdım.

Ey AKP'li arkadaş! Büyük tezgahı neden görmüyorsun
Devlet başkanının “güç sarhoşu” yapılmasının sebebi nedir arkadaş? 19'uncu yüzyıldaki sinsi oyuna geri mi döndük arkadaş?

Ülke olağanüstü şartlar yaşarken bu referandum nerden çıktı?

Sahi, Erdoğan ne istedi de yapamadı? Bir tek örnek gösterebilir misin? Yok.

O halde referandum dayatması niye?

Keza. Mursi'nin sonunu, Mısır referandumunun getirdiğini detaylarıyla yazdım.

Erdoğan'ın kaç kez kandırıldığını yazdım.

Yine yazıyorum:

Bu referandumun arkasında büyük oyun var; bunu gör!

Atalarımız bu sinsi oyuna geldi.

Bu topraklar bu kurnaz oyunla parçalandı.

Ortak mirasımız Osmanlı'dan örnek vereyim:

19'uncu yüzyıl Osmanlı Devleti'nde önemli değişimlerin/dönüşümlerin yüzyılı olarak kabul görür. -Sen ne kadar Cumhuriyet'le özdeşleştirsen de- dışsal kaynaklarca desteklenen “Batılılaşma” kavramı bu yüzyılın eseridir.

Batılılaşma çabasının amacı; merkezi devleti tekrar padişahın kişisel otoritesi altına sokmaktı.Çünkü…

Değişimin etkili ve hızlı olabilmesi için, Batılılaşma yanlısı padişahların tek güç haline getirilmesi ve itibariyle değişimin yukarıdan dayatılması şarttı.

Değişim; kapitalizmle ekonomik bütünsellikti. Sanayileşen ve yeni pazarlar arayan Avrupa, Osmanlı'yı küresel pazara bu “değişimle” açmak istiyordu.

1838 Baltalimanı Ticaret Anlaşması'yla bu yol açıldı. Fakat…

Yeni pazar için yeni düzen şarttı. (Tanzimat Fermanı ilan edildi.)

Yeni pazarın alt yapısının, güvenliğinin vs. sağlanması şarttı. (Derebeylerinin tasfiyesi, bürokrasinin güçlenmesi, vergilerin toplanması, tren yolları inşası, yeni ordu kurulması, okullar açılması vs. gerçekleştirildi.)

Yani… Kapitalizm pazarıyla bütünleşme, Osmanlı'da merkezi iktidarı güçlendirerek gerçekleştirilmeye çalışıldı. Bitmedi…

Bekleyiniz konuyu referanduma getireceğim…

CEBEL-İ LÜBNAN BENZERİ

İdari yapının da değişmesi gerekiyordu.

Tanzimat döneminde 34 idari birim oluşturuldu. Örneğin…

– 1847'de Kürdistan kuruldu.

– 1850'de Lazistan kuruldu.

Bu ıslahatlar hep -Avrupa'nın dayatmasıyla- merkezi otoriteyi güçlendirmek hedefiyle hayata geçirildi.

Ah işte; ne yapılsa olmuyordu!

Bu kez dış kaynaklar (Kırım Savaşı-Paris Anlaşması'ndan yararlanarak) Osmanlı'ya Islahat Fermanı'nı dayattı. Osmanlı borç girdabına sokuldu. Böylece…

Merkezi devlet yapısını kontrol altına alma yolunda hızla ilerleyen Avrupa devletleri, taşrada iktisadi yapısının hakimiyeti için eyaletlere el attı.

Tanzimat, Kürdistan, Lazistan doğurdu ise, Islahat Fermanı geri kalır mı:

İlk örneği, Cebel-i Lübnan oldu.

Lübnan'daki iç çatışmalara son vermek isteyen Avrupa devletleri Osmanlı'nın bu topraklarına asker çıkardı. İdari yönetimini Avrupa Komisyonu üstendi. Ve nihayetinde Lübnan Nizamnamesi imzalanarak bu topraklara özerklik verildi.

Girit'te de benzeri yaşandı.

1864, 1867, 1871, 1876'da eyalet-vilayet düzenlemeleri yapıldı. Taşrada, özellikle gayrimüslim unsurlar iktisadi ve siyasi olarak güçlendirildi.

1876 Anayasası'nın; Fransız-İngiliz parlamentarizmine değil, Rusya-Avusturya/Macaristan gibi “tek adamlık” anayasasına benzemesi tesadüf müydü? Bu nedenle rafa kaldırılıverdi. Sonra ne oldu; II. Abdülhamit, özerklik verilmesinden yana değildi; ama her sıkıştırıldığında geniş özerklik veren anlaşmalara imza atmaktan geri durmadı. Bosna-Hersek gibi… Ya kaybettiği topraklar?

Büyük oyun hiç bitmedi… “Merkeziyetçiliği güçlendirmek” diye yola çıkan dış kaynaklar, 20'nci yüzyıl başından itibaren Osmanlı'ya yerel yönetimleri (adem-i merkeziyetçiliği) dayatmaya başladı. Prens Sabahattin'in, Damat Ferit'in arkasındaki güç oldular.

Sonuçta… Elbirliğiyle Osmanlı'yı parçaladılar.

Gelelim referanduma…

GİT HDP'LİYE SOR

AKP'li arkadaş 15 yıl boyunca partin ne dedi:

“Türkiye'de bütün kötülüklerin anası merkeziyetçi devlet anlayışıdır.”

Tek bir örnek vereyim:

AKP danışmanı, Sabah gazetesi yazarı Doç. Nezir Akyeşilmen 2011'de şöyle yazdı:

“Çağdaş demokrasilerde üst yöneticilerin tamamı halk tarafından seçilir. Oysa ülkemizde daha krallıklar dönemindeki ilkellikler devam ediyor. Mesela, merkezden vali atama, merkezden kaymakam, emniyet müdürü, savcı, müftü atama. Bu uygulamalar çağdaş dünyanın kabullenemeyeceği, demokrasinin ruhuyla çelişen, özünde diktatöryal uygulamalardır.”

Örnekler çok. Uzatmayayım. Benzer sözleri çok duydun, okudun.

Sorunun çözümünü, yerel yönetimleri güçlendiren “sihirli” adem-i merkeziyetçi politikalarda bulduklarını da biliyorsun.

Hatırla… “Atanmışlar” değil “seçilmişler”den yanaydınız!

İttihatçılardan CHP'ye “atanmışların” temsilcisi gördüklerinize neler neler söylediniz.

Peki.

16 Nisan referandumundan “evet” çıkarsa ne olacak:

Bu kadar mülki-idari yetki Osmanlı'da ve Cumhuriyet'te görülmemiş bir merkeziyetçi devlet yapısı ortaya çıkaracak.

Tek örnek yeter: Devlet Başkanı; yardımcılarını, bakanlar kurulunu, partisinin milletvekillerini, üst yargı üyelerini, genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanlarını, valileri, rektörleri, diyanet işleri başkanını uzatmayayım; bürokraside aklına hangi makam gelirse oraya atama yapabilecek.

Devlet başkanının “güç sarhoşu” yapılmasının sebebi nedir arkadaş?

19'uncu yüzyıldaki sinsi oyuna geri mi döndük arkadaş?

Merkezi devleti güçlendirmek isteyenlerin gizli niyetleri belli değil mi arkadaş?

Yine nasıl idari taksim yapılacak arkadaş?

Bunları bana sorma!

Git samimi bulduğun HDP'liye sor; neden “evet” oyu vereceklerini açıklasınlar sana! “Kantonların yolu açılacak” diyorlar.

Ey AKP'li arkadaş!
Reklamlar