1993 Yılında bir yaz gecesi, Adana Doğankent’te gece ayarısına yakın saatlerde karakol bir anda çapraz ateşe alınıyor.

Etrafta doğal bir yükseltiyi bırak yüksek bir bina bile olmadığı için ağır silah kurmadan 10 veya daha az sayıda terörist doğu batı istikametinde ellerinde yalnız kalaşnikoflar ve el bombaları olduğu halde saldırıya geçiyor. Gecenin sükuneti sürerken birdenbire çapraz ateşe başlıyorlar. Karakolda o güne kadar doğru düzgün silah ateşlemiş tek bir asker bile yok.

Zaten Doğankent’teki bütün olay “tarlalarda esrar var mı diye bak, yol kes, idari arama yap, ‘kocam beni çok dövüyor söyleyin az dövsün’ diye karakol ziyaret eden hanımlardan ifade al” ekseninde gerçekleştiği için bu birdenbire gelen silahlı saldırı karakolu paniğe sevk ediyor. 

Karakolda bir adet MG3 var, onun dışında alay komutanının da deyişiyle içeride “bi bok yok”.

Akerlerimiz can havliyle MG3’ü iki şeridiyle beraber çatıya kuşların yuva yaptığı mevziye çıkarmaya çalışıyorlar. Silahını kapan dışarı kendini atıp duvar dibine mevzi almaya çalışıyor. Herkes don atlet, duvarlara kolonlara camlara habire mermi isabet ediyor ve ilk bir iki dakikada karakol buna hiçbir karşılık veremiyor.

Çapraz ateşi kırmanın tek yolu da gökten ejderhalarınız yardıma gelmiyorsa üstün ateş gücüdür. Pusuya girenler pusu atanlara bunaltıcı bir volümde mermi yağdırmayı başarırlarsa kafayı kaldırıp durum değerlendirmesi yapabilir, inisiyatifi ele alabilir, oradan çıkmak için manevraya girişebilir. Yapamazsanız oraya yapışır kalırsınız. Burnunuzu bile çıkaramazsınız. Bu zayıflığı da düşmanlarınız fark ederse yaklaştıkça yaklaşırlar ve birden el bombası menziline girersiniz. Sonrası felaket.

Doğankent Karakol Komutanı Astsubay Başçavuş, karakolda yattığı ve o sırada orada bulunduğu halde odasının delik deşik olması yüzünden can derdine düşüyor.

Silahı elde, yatağının yanına çöküyor ve orada kalakalıyor. Karakolu kendi haline bırakıyor. Diğer astsubaylar da izinli. Erleri yönlendirecek kimse yok ortalarda. Böylece karakolda tam bir cehennem senaryosu hüküm sürüyor. ve teröristler bunu da çok geçmeden fark ediyor. Ateşi yoğunlaştırıp yaklaşmaya başlıyorlar, silah sesleri gitgide yakına geliyor.

Bu sırada en olması beklenmeyen şey vukua geliyor ve erbaşlar arasında bir çocuk öne çıkıyor, beyaz atleti şortu ile diğerlerinden ayıramayacağınız elinde G3’ü ile duran bir uzun dönem asker. Ateş sürerken kaos esnasında kafasını parapetin üzerinden kaldırıp kendince durum değerlendirmesi yapıyor. Bir onbaşı bu. 20 yaşında. Kafasının üzerinde vızıldayan mermilerden bir gram çekinmiyor. Atış ve yaklaşma noktalarına üstünkörü bir bakıp başlıyor emirler yağdırmaya.

-“Hüseyin sen şu duvara koş”,
-“Selim sen şu noktayı tara”,
-“Kadir sen her otuz saniyede bir aydınlatma mayını at, önümüzü görelim”,
-“MG3 sen şu alanı tara, sırtımızı temin et” diye bağırarak duvarın ardında ayağa kalkıp bizzat kontrollü bir atışa başlıyor.

Bunu gören erler korkularından silkiniyorlar. O ana kadar ne yapacaklarını bilemeden titreyen er-erbaşlar, birden arkadaşlarından gelen kendinden çok emin ve otoriter bir edayla verilen bu emirleri hiç sorgulamadan hemen harfiyen uygulamaya başlıyor ve hayatında 3 mermiden fazlasını atmamış olan, başlarında komutanları olmayan bu çocuklar bir anda inanılmaz bir savunma duvarı oluşturuyorlar. Kendi başlarına…

Bunlar da İlginizi Çekebilir