Reklamlar

Kendini “milliyetçi” olarak tanımlayan birinin “evet” demesini anlamam zor

Kendini “milliyetçi” olarak tanımlayan birinin “evet” demesini anlamam zor

16 Nisan referandumuyla “birileri” yüzlerce yıllık Türk devlet geleneğine çomak sokuyor...

Kuşkusuz…

Referandumu yazacağım…

Bambaşka açıdan bakmaya çalışacağım…

“Evet” oyu verecek “milliyetçileri” düşündürmeye çabalayacağım!

Kendini “milliyetçi” olarak tanımlayan birinin “evet” demesini anlamam zor
16 Nisan referandumuyla “birileri” yüzlerce yıllık Türk devlet geleneğine çomak sokuyor...
Kuşkusuz…

Referandumu yazacağım…

Bambaşka açıdan bakmaya çalışacağım…

“Evet” oyu verecek “milliyetçileri” düşündürmeye çabalayacağım!

Önce şunları yazmalıyım…

Büyük tarihçimiz M. Fuat Köprülü'nün tespitidir:

– Çok muntazam bir hükümet makinesi vücuda getiren Türk İmparatorluğu, 15'inci asırda Avrupa'nın ilk mutlakıyetçi devlet tipini teşkil etmiş; ve bu rejimin Avrupa'da ilk örneği olmuştur.

– Türkler'in, yeni zaman Avrupa'sına mutlakıyetçi devlet rejiminin ilk örneğini vermeleri, Türkler'de kamu hukukunun ve siyasi kültürün süratli gelişimi çok bariz bir üstünlük ifade eder.

Köprülü'nün makalesinin başlığı şuydu:

“İslam Kamu Hukukundan Ayrı, Bir Türk Kamu Hukuku Yok Mudur?”

Sorusu anlamlıydı:

– Avrupalı tarihçilerin, “Türklerin hukuku, İslam hukukundan ibarettir” demelerine kızgındı.

– Avrupalı tarihçilerin, “Türkler, İstanbul'un fethinden sonra Bizans'ın birçok müesseselerini aynen almışlardır” demelerine öfkeliydi.

Benzer tepkiyi Halil İnalcık gibi kimi değerli tarihçimiz de gösterdi.

Türkler, 10 asırdan fazladır; İslam dünyasının en değerli unsurlarından biri. Ancak…

İslam'dan önce Türkler; ve Türklerin devlet geleneği/hukuku/Yasa'sı vardı!

Cihan İmparatoru Cengiz Han ahfadına şu öğüdü verdi:

“Cihan hakimiyeti elinizde kalsın istiyorsanız Yasa'dan katiyen ayrılmayın!”

Türk devlet geleneğinin temelinde, ahlak, adalet ve birlik esastı.

İşte…

Türkler, Orta Asya'dan bu devlet anlayışıyla, idari/yönetsel gelenekleriyle Anadolu'ya geldi.

Bu nedenle…

Melikşah'tan Fatih'e… Selçuklu ve Osmanlı, şeri'atı aşan bir hukuk nizamı geliştirdi.

Aradan yüzyıllar geçti…

Bugün…

Türk devlet geleneğini ayaklar altına alan bir referandum sarmalıyla karşı karşıyayız.

Kaderin cilvesine bakın; bunun başını çekenlerden birinin adı, “Devlet!”

EY HÜKÜMDAR

Kutadgu Bilig…

Yaklaşık bin yaşında…

Türk yazılı kültürünün en büyük abidesi…

Karahanlı Uygur Türk'ü Yusuf Has Hacib'in 11'inci yüzyılda yazdığı eser…

Devlet olma bilgisi içeriyor.

Yol gösteriyor…

Hükümdara gelenek aşılıyor.

“Ey Hükümdar” diye sesleniyor.

– “Kanunu doğru yürütmeli ve halkı korumalısın.”

– “Zulüm ile ülke eksilir. Zalim, zulmüyle birçok sarayları harap eder ve sonunda kendi sonunu hazırlar.”

– “Hükümdarın dili ve sözü tatlı olmalı, kendisi tevazu göstermelidir. Sözüne sadık olmalıdır. Hisleriyle değil aklıyla hareket etmelidir.”

Bitmedi.

Kitap; devlet adamına, kamu çalışanına ve halka ahlak/terbiye öğretisi sunuyor.

– “Siyaset ahlaktan ayrılmaz.”

– “Mesele, hükümdarın şahsi ahlaki meziyetlerine gelir dayanır. Hükümdar insaflı, yumuşak ve af edici karakterde ise, adil bir hükümet kurmak mümkündür.”

Kitabın temelini adalet oluşturuyor:

– “Halkın huzursuzluğu ve hoşnutsuzluğu devleti tehlikeye düşürür; hükümdar bundan olabildiğince kaçınmalıdır; bu da ancak adil olmakla mümkündür.”

– “Halkın üzerinden zulmü gidermek, kuvvetlinin zayıfı ezmesine meydan vermemek, halkın can ve malını emniyette bulundurmak adaletli yönetimle mümkündür.”

– “Hakimiyet, adalete sıkı sıkıya bağlıdır.”

Kutadgu Bilig…

Sınırsız otoriteyi yalnız adalet düşüncesinin sınırlayacağını yazıyor.

Ülkenin istişareyle yönetilmesi gerektiğini belirtiyor.

“Yüksek Divan”/meclis müessesinin önemini anlatıyor.

Hükümdarın tarafsız olmasını söylüyor.

16 Nisan'daki referandumda Yusuf Has Hacib'in oyu belli değil mi?

Peki…

Kendini yüzlerce yıllık Türk devlet geleneğinin mirasçısı gören arkadaş, sen nasıl “hayır” demezsin?

TÖRÜ'YÜ BOZANLAR

716 yılında dikilen Tonyukuk Yazıtı…

732 yılında dikilen Kül Tigin Yazıtı…

735 yılında dikilen Bilge Kağan Yazıtı…

Yani…

Türk dili/alfabesi, Türk tarihi, Türk edebiyatı, Türk sanatı ve Türk devlet geleneği hakkında önemli bilgiler veren Orhon Yazıtlarının kökünü, kağanların “vasiyeti” oluşturur.

“Üstte gök basmasa, altta yer delinmese, Türk milleti; ilini/yurdunu -törünü kim bozabilir.”

Törü; toplumsal-siyasal düzene hakim olan hukuk'tur.

Törü; hükümdarı bağlayan objektif hukuk kaidesidir.

Türk devlet geleneğinde törü'nün bu kadar önemli olmasının sebebi, boylar/kabile arasında yaşanması muhtemel kargaşayı hukuka dayanarak önlemektir.

Bilge Kağan, devletinin kudretini anlatırken, “böyle kazanılmış, tanzim edilmiş ülkemiz, törümüz var” diye öğünür.

Yazıtlarda “düzeni” neyin bozduğu ayrıntılı anlatılır:

– Türklerin yabancıların siyasetine alet olduğu zamanlarda…

– Devlet kademelerinde bilgili ve ehil olmayan kadro iş başına getirildiğinde…

– Ahalide hoşnutsuzluk görüldüğünde…

– Yabancı kültürünün Türk birliğini zedeleyip, kişiliğini kaybettirdiğinde vs. “düzen” işlemez hale geliyor; ve devlet çöküyordu.

Uzatmayayım…

Orhun Yazıtları'dan, Cengiz Han'ın “koko debter”/mavi defterine kadar Türk devlet geleneği nesilden nesile Cumhuriyet'e kadar intikal etti.

Şimdi…

16 Nisan referandumuyla “birileri” yüzlerce yıllık Türk devlet geleneğine çomak sokuyor.

Kendini “milliyetçi” olarak tanımlayan birinin “evet” demesini anlamam zor.

Reklamlar