AKP iktidarı, tarihsel ve toplumsal olarak var olan cinsiyet kalıpları ve rollerini, gittikçe artan şekilde (İslami) dinsel, kültürel ya da diğer geleneksel yargılara göre biçimlendiriyor. Demokrasinin en önemli toplumsal ilkesi olan laikliğin, kavram ve uygulama olarak içini boşaltıyor. Devletin örgütlenmesini ve işleyişini bir dinin(Sünni İslam) inançlarıyla ilgili anlayışlar ve normlara göre belirliyor, kurum ve kuruluşları örgütlerken, hukuk oluşturulurken ve işletilirken bu dinin dünya görüşüne, ilke ve kurallarına uyup uymadığına bakılıyor ve bu ilkeler esas alınıyor. Toplumu kendi siyasal İslamcı anlayışı temelinde dönüştürme sürecinin öncelikli aşamasını da, kadının olmadığı bir kamusal alanın yaratılması, kadınların kazanılmış bireysel ve kollektif haklarını ortadan kaldırılması veya dönüşümün gerektirdiği ölçülere göre sınırlandırılması oluşturuyor. Bu amaçla; islami, eril "toplumsal cinsiyet kurgusunu", eğitim başta olmak üzere toplumsal tüm alanlarda ve özellikle hukuk kurallarında/normatif düzenlemeler ile dayatıyor. Hukuk kuralları da, genel olarak bu toplumsal cinsiyet kurgusuna başvurarak, normatif alanda kadın bedenine atfedilen anlamları açıklayan bir araç haline dönüştürülüyor.

MEDENİ KANUNDA DEĞİŞİKLİK VE HAKLARA SALDIRI

Bilindiği gibi, 2015 mayıs ayında Anayasa Mahkemesi, resmi nikah kıymadan dini nikah kıyan imam ve çiftlere ceza verilmesini öngören maddenin kaldırılmasına karar verdi. Yani resmi nikahtan önce dini nikah kılınmasını cezasız bıraktı. Bu karar, Türkiye’nin çok önemli/kanayan yarası olan çocuk yaşta evliliklerin ve çok eşliliğin daha da çok artmasına, önüne geçilemez ihlal ve tecavüzlerin toplum nezdinde bir nevi “meşru” görülmesine yol açacak nitelikteydi.Toplumsal ve hukuksal tüm ilişkileri, günlük yaşamı, siyasal bir hegomonya aracı kılınmış belli bir dini anlayış temelinde dönüştürme programı nın öncül bir adımını oluşturuyordu. Şu anda TBMM İçişleri Komisyonu’nda kabul edilen ve AK Parti’nin önergesiyle genişletilmiş olduğu hali ile Müftülere, il ve ilçe müftülüklerine ve dolayısıyla müftünün yetkilendireceği müftülük dahilinde çalışan imamlara nikah kıyma yetkisi veren düzenleme için, koşul ve ortam hazırlığıydı. Söz konusu düzenlemenin de yasalaşması halinde; hayatın kendisine içkin bir dini inanç değil, belli bir dinin anlayış ve kurallarına içkin, onların biçim, anlayış ve uygulamalarının oluşturduğu, sınırlarını belirlediği bir toplumsal/hukuksal yaşam oluşturmada, bir aşama daha geçilmiş olacak!

Atatürk Devrimlerinin en önemli kazanımlarından olan, insan haklarından türetilen laik çağdaş hukukun bir parçasını oluşturan Türk Medeni Kanunu’nda, bireyin "gerçek kişi" olmak sıfatıyla -kadın /erkek ayrımı olmaksızın- taşıdığı hukuki statünün sağladığı haklar ve yükümlülükler belirlenmiş bulunmaktadır. Bu hak ve yükümlülükler, kaynağını Anayasadan alan temel hak ve özgürlüklerin kullanımından, onların gerektirdiği koşulların sağlanmasından oluşmaktadır. Kanun koyucu, hak öznesi gerçek kişinin belli koşullarda oluşan durumlarını değiştiren hukuki işlemlere, belli sonuçlar bağlamış bulunmaktadır. Her hukuki işlemin yaratacağı kişisel ve toplumsal sonuçların ve bu sonuçların yaratacağı yeni durum ve koşulların gerçekleşmesini, bu hukuki işlemlerin belli bir şekilde, belli kişilerin katılımı veya aracılığı ile gerçekleştirilmesine bağlamış durumdadır. Hukuki işlemin taşıması zorunlu bu şekil ve maddi şartları, işlemlerin kurucu unsurlarını oluşturmaktadır. Bu işlemlerde şekil ve içerik olarak “herhangi bir dinin anlayışları ve normları belirleyici, etkileyici ve yönlendirici olmamalıdır." Çünkü bu işlemler, kişi haklarından olan “yurttaşlık hakkından ve bu hakkın kullanımlarından” oluşmaktadır. Bireyin din, inanç, etnik, sosyal köken, cinsiyet, renk, dil, cinsel yönelim, felsefi ve siyasi görüş, sosyal statü, medeni hal, sağlık durumu, mülkiyet, engellilik, yaş ve benzeri temeller yurttaşlık için bir unsur değildir ve unsur oluşturamaz. Dolayısıyla devlet, bu haklara ilişkin işlemlerin yapılmasında, hukukunun oluşturulması ve uygulanmasında hiçbir şekilde herhangi bir dinin anlayış ve normlarını temel veya ölçü alamaz, onlara göre işlem ve eylem oluşturamaz. Yurttaşlarının bir dine mensup olup olmamalarına ya da hangi dine mensup veya hangi felsefi görüşe sahip olduklarını ortaya koymalarını gerektiren bir işlem ve eylem gerçekleştiremez. Bu aynı zamanda anayasal bir zorunluluktur. Anayasanın 24. Maddenin üçüncü fıkrası “…Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz” demektedir.
HUKUK GÜVENLİĞİNİ ORTADAN KALDIRACAKTIR

Nüfus işlemleri ve nikah, başka deyişle evlendirme, bu işlemlerdendir. Bu işlemlerin Türk Medeni Kanunda tanımladığı şekilde, bu işlemleri gerçekleştirmekle görevli, sıfatı, kadrosu ve sorumlu olduğu birim ve kurumlar bu göreve özgü olan kişi ve kurumlardan oluşan nüfus müdürlüklerince yapılması, öncelikle laiklik ilkesinin ve sonra da idarenin eylem ve işlemleriyle bütünlüğü ilkesinin bir gereğidir. Bu ilkeyi ihlal edecek her yetki devri ve yetki genişletilmesi girişimi, hukuk güvenliğini, temel hak ve özgürlüklerin kullanım alanlarının güvenceye alınmasını ortadan kaldıracaktır.

Müftülere ve imamlara resmi nikah kıyabilme yetkisi verilmesi, Anayasaya, Anayasada yer alan temel hak ve özgürlüklere ve Türk Medeni Kanununun lafzına ve ruhuna bütünüyle aykırıdır.

Bu yetki devirlerinin bir adım sonrasında; Türk Medeni Kanununun hükümlerinin değiştirilmesi, evlenme ve boşanmaların resmi, sivil hukuk alanından çıkarılması ve bu işlemlerin kadınlar açısından hak eşitliği oluşturan hukuksal bir statü özelliğinin kaldırılması amaçlanmaktadır. Resmi nikahı seçmeli hale getirmek, imam nikahını tek yol olarak dayatmak ve özendirmek, evlenme ve boşanma işlemlerinin kadınların miras, boşanma, mal ortaklığı velayet gibi haklardan bütünüyle yoksun bırakan birer dinsel ritüele dönüştürülme sürecini hızlandıracaktır. (Kısa bir süre sonra, evlendirme yetkisini verdikleri dini kurumlara boşama yetkisini de vermeye kalkışacaklardır). Bu değişiklik ile ortaya çıkacak koşullarda, Türkiye’de zaten yeterince yaygın olan, büyük bir toplumsal sorun ve hak ihlali oluşturan küçük yaşta çocukların “evlilik”, “imam nikahlı eş” konumları altında sürekli bir cinsel taciz ve sömürü altında yaşamak zorunda bırakılmalarının önüne geçilmesi imkansız hale gelecektir. Böyle bir düzenleme sonrasında, müftülerin ve imamların yapacakları işlemlerde, konuya bütünüyle kendi kişisel görüş, dinsel inanış ve geleneksel anlayışlar doğrultusunda bakmalarının, bireylere ve kişi gruplarına yönlendirme ve baskıda bulunmalarının önüne geçilemeyecek ve yoğun hak ihlallerinin yaşanmasına yol açılacaktır.

Neval Oğan Balkız- Yard. Doç. Dr. Hukukçu/Akademisyen

Odatv.com

Bunlar da İlginizi Çekebilir