Şener Şen: Türkiye çok tuhaf noktaya geldi; gidiş iyi değil

Şener Şen, "Siyasilerin önderliğinde seviye o kadar düşürüldü ki. Yeraltı dünyasının deyimleriyle konuşuluyor. ‘Racon kesme’ diye bir şey var. Herkes buna özeniyor. Gidiş iyi bir gidiş değil. Sağlıklı bir toplum yapısı yok" dedi.

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nü alırken, "Bu ödülü toplumsal barışımıza bir katkısı olması umudu ile kabul ediyorum" diyerek hükümetle arasına mesafe koyan Şen, "Siyasilerin önderliğinde seviye o kadar düşürüldü ki. Yeraltı dünyasının deyimleriyle konuşuluyor. ‘Racon kesme’ diye bir şey var. Herkes buna özeniyor. Gidiş iyi bir gidiş değil. Sağlıklı bir toplum yapısı yok" dedi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın, "Kimsenin racon kesmesine de, ayar vermesine de ihtiyacım yoktur. Eğer racon kesilecekse bu raconu bizzat kendim keserim" ifadeleri iktidara yakınlığıyla bilinen bazı köşe yazarları arasında tartışmaya yol açmış; sonrasında AKP mahallesi ikiye bölünmüştü.

Hürriyet'ten Sebati Karakurt'un sorularını yanıtlayan Şener Şen'in açıklamaları şöyle:



Yedi yıldır film çekmediniz, yine Yavuz Turgul’u beklediniz. Neden sadece onunla çalışıyorsunuz? Böyle bir izlenim var, mani olamıyorum, artık oluruna bıraktım. Birbirimiz üzerinde baskı kuran bir ilişkimiz yok. Ne ben Yavuz’a ne o bana “Bensiz film yapma” diyebilir. Keşke 5-10 Yavuz olsa da bu kadar ara vermesem. O güzellikte senaryolar elime geçse de oynasam. Maalesef Yavuz kalitesinde senaryo yazarı dünyada da az. Nasıl sizin ilişkiniz? Dostluk mu iş arkadaşlığı mı? Dünyayla, yaşamla ilgili fikirlerimiz örtüştüğü için dostuz. Çatlakları, uyumsuzlukları olan insanlar bir yerde ayrılıyor. Benim derdim oyunculuk. Yavuz gibi kreatif anlamda bir şey üretmiyorum. Biz uygulayıcıyız, yorumcuyuz. İyi bir piyanist neyse iyi bir oyuncu da odur. Esas iş besteciye aittir. Sinemada esas iş senaryodur. Siz ne kadar varsınız bu hikâyelerde? Birinci konuşmamız gereken Yavuz’dur. Bir dünya yaratıyor. Robert De Niro, Al Pacino, dünyanın en ünlü oyuncularını toplayın... İyi senaryo yoksa bir şeye benzemez. Nasıl başlıyorsunuz bir filme? Yavuz Turgul arayıp “Ben bir şey yazıyorum, gel bir konuşalım” der mi? Hayır, Yavuz karıştırtmaz. Kafasında bir hikâye vardır, ilk sınavı kendine karşı verir. Çok zor çıkar, onun için uzun ara giriyor. Cengiz Semercioğlu “Türkiye Yavuz Turgul yüzünden komiğini kaybetti. Kahkahalarla güldüğümüz adamı bizden kaçırdılar” diye yazdı. Mizah yönünüzü kaybettiğinizi düşünenler var. Ne diyorsunuz? Gerçek öyle değil. Yavuz bana asla karışmaz. Senaryosu bittiği zaman “Al, beğenecek misin?” diye verir, o kapı da açık kalır. Beğenmezsem ‘hayır’ derim. Böyle bir algı oluştu. İyi bir senaryo gelip bu algıyı kıramadı. Yedi yılda 50’ye yakın senaryo okudum. Hiçbiri çekilecek düzeyde değildi. Ne menajerim ne akıl danıştığım biri vardır. Kararları kendim veririm. Okey? Son birkaç günü eski filmlerinizi izleyerek geçirdim. Eskiden bu filmler bize umut verirdi. Bir şeylerin değişmekte olduğunu, hayatlarımızın iyiye gideceğini hissettirirdi. Bu filmlerle büyüdük. Ama bu sefer çok farklı bir duyguyla izledim. Canlandırdığınız karakterlere verdiğimiz sözü tutamamışız gibi, onlara ihanet etmişiz gibime geldi... Bu kadar temiz insanların artık filmlerde bile olamayacağını düşündüm. Siz nasıl izliyorsunuz o filmleri bugün? Daha naif, romantik mahalle ilişkilerinin, aile bağlarının kuvvetli olduğu dönemlerdi. Arzu Film’le yaptığımız bütün filmler bunların yansımasıdır. Ama değişim hayatın bir gerçeği. Global dünya, uluslararası şirketler, Çin’deki adamla Hakkâri’deki adamın aynı kazağı giymesi, kendine ait hiçbir şeyin kalmaması... Bu sonuç doğal. Şimdi başka insanlar, başka değerler var. 20 yıl sonra da başka bir dünyayla karşılaşacağız. “Ah, vah!” demiyorum ve bu zamanı anlamaya çalışıyorum. Evet, zaman değişti ama Arzu Film’in filmleri YouTube’da izlenme rekoru kırıyor. Televizyonlar hâlâ durmadan ‘Hababam Sınıfı’nı, ‘Süt Kardeşler’i, gösteriyor. Nedir bu özlemin sebebi? Arzu Film’in öyküleri, aile, dostluk, hepimizin özlemini duyduğu şeyler. “Keşke öyle olsaydı” diyoruz. Daha naif, duyarlı, birbirini kollayan, karşıdakine saygı duyan insanların öyküleri.... O zamanlar insanlar daha mı iyiydi? İnsanın yapısı değişmiyor. Kötü, sahtekâr, hırslı, başkalarının malında gözü olan, yetinmeyenler o zaman da vardı. Şimdi biraz daha fazla sanki... Yeni dünyanın değerleri bizi iyilikten gittikçe uzaklaştırıyor. “Kafayı kullan, pragmatik yaklaş, bir ilişkiye çıkarın varsa gir, yoksa girme”... Bunlar o kadar güçlü şekilde empoze ediliyor ki içimizdeki iyiliği duyumsasak da uygulayamıyoruz. Bu defa “Geri kalacağım, zarara uğrayacağım, aptal yerine konacağım” duygusu harekete geçiyor.Gençliğim gecekonduda ‘survivor’ hikâyesiydi Hayata renkli ama zor bir başlangıç yapmışsınız... Zeytinburnu’nda büyüdük. Ne iş bulursak yapmaya, ayakta kalmaya çalıştık. Gecekonduda ‘survivor’ hikâyesiydi Bu dönem oyunculuğunuzu çok beslemiş...1962’de, 20-21 yaşındayken taksi şoförlüğü yaptım. İplik fabrikasında işçilik yaptım. Zeytinburnu kozmopolit bir yerdi. Gecekondularda her kültürden, her yerden, hayat mücadelesi veren yoksul halk bir aradaydı. Hâlâ öyle. Çok matrak, karmakarışık bir semt. Yan tarafımızda Konyalı, öbür tarafta Rum, arkada Karadenizli komşularımız vardı... Çok zengin bir insan malzemesinin içinde yetiştim. Bazı insanların gözlem yeteneği vardır. Elimde olmadan, başkalarının dikkat etmediği şeyleri fark ediyordum sanırım. Ne gibi? Detaylar... İnsanlar, konuşma biçimleri hafızama kaydoldu. Oyuncu olmaya karar verince aklımda olağanüstü hikâyeler birikmişti. Mesela ‘Çiçek Abbas’taki bitirim, kötü minibüs şoförü. Öyle adamlar çok gördüm. Zorlanmıyorum o karakteri oynarken, tanıyorum çünkü. Üçkâğıtçıları çok gördüm. ‘Banker Bilo’daki adamları... İsviçre’de okumuşsunuzdur, çok iyi eğitim almışsınızdır ama halkla ilişkiniz zayıf olduğu için köy diye bir tek Kadıköy’ü bilirsiniz. Öğretmenlik de yaptım, o da çok zenginleştirdi beni. Doğu’da, değil mi? Muş’un köylerinde... Severek yaptım ama idealim değildi. Tek başıma köyde kalınca, düşünecek zamanım oldu. Kararımı verdim, istifa ettim. Muş’ta yaşamak zordu herhalde o zamanlar... Hayır, esas, oyunculuk zor oldu. Biz farklı yetiştik. Zorluk bize öğretilmedi. “Bunu yapamam” diye bir şey bilmezdik. “Bu yapılacak!” denirdi, yapardık. Yokluğun ve mücadelenin getirdiği bir şeydir. El bebek gül bebek büyümediğimiz için... Evde yemek var mı? Nasıl yaşayacağız?Gelip köylerde duramayanlar da oldu ama benim için doğaldı. Benden kötü durumda olanlar vardı. Benim lojmanım var, maaşım var. Yetinmek ve eldekinin değerini bilmek üzerine eğitildik biz. O dönemin insanı böyleydi. Ama şimdi aynı Şener miyim? Tabii ki değilim. Bugün gidip Muş’taki o köyde yaşayamaz mısınız? Genetik yapımda olduğu için hiçbir zorluk beni yıldırmaz. Bu yüzden yedi sene “hayır” diyebiliyorum. “Her sene iki film yapabilirim, şu kadar dizide oynayabilirim” diye hesap yapıp; “Eyvah! Bu parayı kaybettim!” demiyorum. Bunlar aklıma gelmez. Çünkü para kazansam da kötü bir işte mutlu olmam. “Her şey Badi Ekrem’le başladı” demişsiniz. Nasıl denk geldi? Önceleri sinemayı ciddiye almıyordum. Amacım tiyatroda bir yere gelmekti. Şehir tiyatrolarına girdim. Ek gelir için sinemaya yöneldim. Ertem Eğilmez keşfetmiş sizi. “Dâhi” diyorsunuz ona. Neredeyse... Karakter olarak çok sivriydi. Zekâsıyla o sivriliğini dengelemeye çalışırdı. Türk halkını bu kadar iyi okuyan, iyi tanıyan başka birini görmedim. Kemal Sunal, Münir Özkul, Adile Naşit, Tarık Akan; bütün yıldızları toplamış. Nasıl bir ortam vardı Arzu Film’de? Senaryo grubunun başı Yavuz (Turgul), Sadık Şendil ve diğerleri... Hepsinin başı Ertem Abi... Büyük coşkular, kavgalar... Tabii sanatsal kavgalardı bunlar; “Bir insanın başına bu gelince, öyle davranmaz, böyle davranır” gibi. Senaryo nasıl oluşturulur, ne kadar önemlidir, bütün bildiklerimi orada öğrendim. Senaryo diye tutturmamın sebebi de Ertem Eğilmez ekolünde yetişmemdir. Geçenlerde bir kanalda ‘Hababam Sınıfı’na rastladım, başından sonuna kadar izledim. Bininci kere izledim ama gözlerim yaşardı yine. Siz arada izliyor musunuz o filmleri? Tabii, tabii, kanallar eski filmleri verdiği için rastlarsam izliyorum. En çok hangisini izlemekten zevk alıyorsunuz? “Ayırt edemem” klişe bir cevaptır ama benimkinde gerçeklik payı var. Çünkü o rolleri hep kendim seçerek oynadım. Seçmediğim hiçbir projede yer almadım. Ertem Eğilmez’e ‘Namuslu’da rol almak için hafif rest çekmişsiniz. “Gerekirse bir daha başrol oynamam ama bunu çekeceğim” demişsiniz. Evet. Bu Ertem’e denmez. Çok baskın bir karakter. Arzu Film’in tek adamı, bu laf söylenmezdi.

Bunlar da İlginizi Çekebilir