Reklamlar

Sinan Meydan tek tek anlattı

Sinan Meydan tek tek anlattı

Osmanlı’da bira üretiliyor muydu, Şapka giymedi diye idam edilen kimse var mı, Atatürk’ün mal varlığı…

Araştırmacı Gazeteci Tuncay Mollaveisoğlu’nun, Ulusal Kanal’da yayınlanan ve her hafta gündem yaratan programı “Anında Gazete”, Türkiye’nin son yıllarda yetiştirdiği en önemli tarihçi yazarlardan Sinan Meydan’ı ağırladı.

Meydan, son dönemdeki enkaz, çocuklara bira içirilmesi gibi konular ile birlikte, karşı devrimcilerin çarpıtmalarına da belgeleriyle cevap verdi.
Mollaveisoğlu’nun, “Bu akşam, Atatürk Türkiyesi’ne düşman olanların ipliğini pazara çıkaracağız” sözleri ile başlayan programda ilk olarak, Emine Erdoğan’ın ’90 yıllık enkaz’ifadesi değerlendirildi. “Ülkeyi yöneten iktidar mensuplarına karşı, Atatürk’ü ve Cumhuriyet’i savunmak zorunda kalmaktan üzüntü duyuyorum” diyen Sinan Meydan, Emine Erdoğan’ın sözlerinin kendisini şaşırtmadığını, tescilli Atatürk düşmanı, akıl hastanesinden raporlu, fesli danışmanların, bu çarpıtmaları Erdoğan’ın önüne belge diye koyduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı’nın dahi Cumhuriyet’i eleştirdiğini ve yıpratmaya çalıştığını ifade eden Meydan, “Cumhuriyet saltanat soyluluğunu yıktı. Kendini Allah’ın yeryüzündeki gölgesi olarak gören düşünceye son verdi, şirk düzenini yıktı ve halkın iktidarını kurdu. Onun için siz cumhurbaşkanısınız, onun için siz başbakansınız. 1923’ten itibaren Anadolu çocukları bu toprağın sahibi oldu. Sayın Erdoğan ne ile övünüyor; Kasımpaşalıyım, halkın içinden geldim. Sayın Cumhurbaşkanı, siz halkın içinden nasıl geldiniz? Bu ülkeyi kuran adamın, o saltanat-şirk düzenini yıkmasıyla geldiniz” dedi.

İşte Sinan Meydan’ın Anında Gazete’de aktardığı konular…

OSMANLI DÖNEMİNDE BİRA FABRİKALARI KURULDU

– Sayın Cumhurbaşkanımız, ‘tek parti döneminin jakobenleri, batılılaşma ve modernleşme adına alkol kullanımını teşvik etmişlerdir’ dedi. Sanki bu ülkeye birayı getiren Atatürk. Bu topraklarda Hititler’den beri bira üretiliyor!

– Osmanlı İmparatorluğu’nda 1800’lerde bira imalathaneleri açılmaya başlanmış. 1893’te İstanbul’da İsviçreli Bomonti Kardeşler bira fabrikası kuruyor. O dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nda çok az fabrika var ve Bomonti kadar gelir getiren başka bir fabrika da yok. Ve bu bira politikasını uygulayan, bugün birilerinin evliya derecesinde, insanüstü boyutlarda anlattıkları Sultan 2. Abdülhamid. O dönemin gazetelerinde bira reklamları da var. Birileri de çıkıp ‘Osmanlı padişahı biraya özendirmiş’ diyebilir ama ahlaki olmaz.

– 1909 yılında bir fabrika daha kurulmuş Büyükdere’de. Sonra kurulan bir başka bira fabrikası ile birleşerek büyümüş. O dönemde İstanbul’da bira bahçeleri var. Bakın daha ortada Cumhuriyet yok, o zaman sen bunu Cumhuriyet ile özdeşleştiremezsin.

İŞTE ATATÜRK’ÜN BİRA FABRİKASINI KURMA NEDENİ

– Osmanlı son dönemde devlet borçlarını ödeyemedi, Düyun-u Umumiye Teşkilatı kuruldu. Osmanlı’nın maden gelirlerinden kibrit gelirlerine kadar el konuldu. İşte bira fabrikasının gelirlerini de burası işletmeye başladı.

– Atatürk’ün en büyük özelliklerinden biri de yerli bir ekonomi yaratmaya çalışmasıydı. O dönem Bomonti, bira sektörünü elinde tutuyor, Atatürk ise yerlisini kurarak, yabancı sermayenin tekelini kırmak istiyordu. Yani burada amaç ‘insanları alkole nasıl alıştırırız değil, fakir bir ülkeyi nasıl kalkındırırız’dır.

– Atatürk’ün İsmet Paşa ile son dönemlerdeki ayrılık sebeplerinden biri de bu fabrikaydı. Atatürk Bomonti’nin etkisinin azaltılmasını istiyor fakat İsmet Paşa’nın kardeşi Rıza Temelli’nin, Bomonti’de hissesi var. Hatta dönemin tarım bakanını da, Rıza Temelli nedeniyle Bomonti etkisinde kalmış.

– Bira o dönem, diğer alkollü içeceklerden farklı bir statüde. Bira, reklamlarda besleyici, belli miktarda tüketildiğinde yararlı olarak sunuluyor. Bunun kaynağı Batı çünkü orada da aynı reklamlar var.

CUMHURBAŞKANI’NIN ‘‘ELİNDE BİRA OLAN ÇOCUKLAR GÖRÜRSÜNÜZ’’ AÇIKLAMASI

– Bu çok talihsiz bir açıklama. Evet halk orada bira içebiliyor fakat Ankara Orman Çiftliği’nde malt fabrikası da var ve orada şark malt hülasası üretiliyor. Bu, özellikle çocuklara içirilen bir ilaç ve 1990’lara kadar eczanelerde de satılıyor. Bunu Osmanlı döneminde Bomonti de üretmiş. Hatta günümüzde kendilerine yakın, İslami hassasiyetleri yüksek bir firma yeniden üretmeye başladı. Dolayısıyla aileler bira içerken, çocuklar da aynı şişede sunulan malt hülasasını içiyorlar. O yüzden burada derin bir bilgisizlik ya da korkunç bir çarpıtma var.

ATATÜRK’ÜN DİN DÜŞMANI OLARAK GÖSTERİLMESİ

– Atatürk düşmanlığının iki temel ayağı var: Din düşmanlığı, Kürt düşmanlığı. Bu uluslararası projenin Türkiye’deki aktörleri hala bilinçli ve planlı olarak iftiralarını sürdürüyorlar.

– Karalama kampanyasının merkezinde din var. Toplumca hassasiyetimizin olduğu bir konu olduğundan din düşmanı olduğu iddia edilerek önyargı oluşturulmak isteniyor. Ama toplumumuz ne kadar duyarlı ki, 10 Kasım’da Anıtkabir’e gidiyor, ellerini açıp duasını ediyor.

– Atatürk’ün sadece saltanatı ve halifeliği yıkması, tarihe adını altın harflerle yazması için yeterlidir. Bunu yapınca geleneksel İslam anlayışıyla karşı karşıya kalıyorsunuz ama aslında Kuran’da ya da hadislerde saltanat yoktur. Halifelik de aynı şekilde, gücü ele geçirenlerin sonradan oluşturdukları bir şey, dinle ilgisi yok. Atatürk bunları söküp atınca, sanki dinsel kurumlarmış gibi bir algı oluşturuldu.

– Osmanlı İmparatorluğu şeriatla yönetiliyordu fakat Kuran duvarda asılıydı. Cumhuriyeti döneminde, Kuran duvardan indirildi, Kuran’ı halka açtı Cumhuriyet. Bu bir dinsel devrim aslında.

– Kuran 13. yüzyılda da Türkçe’ye tercüme edildi, Osmanlı döneminde de birkaç girişim oldu fakat bunların hepsi bireysel çabalardı ve yaygınlık kazanmadı, halka ulaşmadı. Kuran matbaa geldikten 100 yıl sonra basıldı, o da Türkçe değil.



– Cumhuriyet döneminde ise Türkçe tefsir yapıldı, ülkenin dört bir yanına ücretsiz dağıtıldı. Kuran yasaklandı gibi bir iddia doğru olabilir mi? Cumhuriyeti kuranlar Elmalılı Hamdi Yazır’a para vermişlerdir doğru bir Kuran tercümesi olması için.

– Cumhuriyet İslam’ın özüne dokunmamıştır. Ee, Türkçe okunuyor. Okunsun! İngilizce de okunur, Fransızca da… Ezanlar susturuldu diye yalan söylüyorlar. Ezan 1932-1950 yılları arasında Türkçe okundu ama gürül gürül okundu. Ezanın susturulduğu bir zaman var ama: İşgal yılları…

– İbadetlere dokunulmadı ama hayatla ilgili meselelere müdahale edildi. Hukuk sistemi, harf devrimi, kadın hakları… Türkiye hala İslam dünyasının parlayan yıldızıysa, bunun temelinde o devrimler var.

– Atatürk’ün amacı dindar bir toplum yaratmak değildi. Atatürk, din anlaşılırsa dincilerin ortadan kalkacağına inanıyordu.

ATATÜRK KAFATASÇI İDDİASI NEREDEN ÇIKTI

– Emperyalizm sadece topuyla tüfeğiyle saldırmaz, sizi hakir gösterir. Avrupa’da yükselen tezler, Türkler evrimini tamamlamamış, zencilerle birlikte evrim basamağının en altında yer alan sarı bir ırktır şeklindeydi.

– Cumhuriyeti kuran adam Batı’ya meydan okudu. Dünyanın en büyük antropologlarından Pittard’ı Ankara’ya davet etti. Mezarlardan kafataslarını çıkaralım, sağ olanlarınkini ölçelim ve eşit olduğumuzu tezleriyle ortaya koyalım istedi ve bu haklılığını tüm dünyaya duyurdu.

ŞAPKA TAKMADI DİYE BİR KİŞİ DAHİ İDAM EDİLMEDİ

– Şapka devrimiyle alay edenler var, böyle devrim mi olur diye. Atatürk’ü anlamaya çalışırsanız, bunun bir vitrin devrimi olduğunu görürsünüz. Cumhuriyet ve devrimlerde hedef, zihinlerin değişimidir. Şapka devrimi de bu değişimin dışarıya yansıtılmasıdır.

– Şapka devriminin kanun maddesinde şu ifadeler geçiyor: Halkın kendiliğinden kullanmaya başladığı şapka, bundan sonra memurlar ve mebuslar için zorunludur. Yani iddia edildiği gibi herkes için zorunlu değildi. Memurlar ve mebuslar içinse, şapka takmayanlara para, takmamayı sürdürürse bir yıla kadar hapis cezası vardı. Şapka takmadığı için kimse asılmadı Türkiye’de.

İŞTE ŞAPKA TAKMADIKLARI İÇİN İDAM EDİLDİĞİ SÖYLENEN KİŞİLER VE EFSANELER

Atatürk’e düşman olanların ürettikleri masallar, tarih tezi haline getiriliyor. İdamların şapka devrimiyle bir ilgisi yoktu. Dini siyasete alet etmek vatana ihanet suçuydu ve cezası da idamdı.

– Şalcı Bacı

1925 yılında Erzurum’da şapka kışkırtıcıları ufak çapta bir hareket başlatıyor. İsyan bastırılıyor ve sıkıyönetim mahkemesi kuruluyor. İsyanın elebaşlarından bazıları idam ediliyor, bazıları Ankara’ya sevk ediliyor. Buradan bir mağduriyet çıkmayınca, bu tarihi yalanların piri Necip Fazıl, Erzurum’da bir de kadın asıldı iddiasını ortaya atıyor ve bunu kitabına da koyuyor. Sonra Çetin Altan çıkıyor, benim dedem de orada komutandı, hızını alamayıp bir kadını astığını duydum diyor. Arkasından Nimet Arzık çıkıyor, Şalcı Bacı olarak bilinirdi, boyu şu kadardı, ağlayarak götürüldü diye bir hikaye yazıyor. Bu üç kişinin kaynağıyla romanlar, tezler yazılıyor ama dönemin yerel ve ulusal basınında bu olaya dair tek bir satır yok. Hatta sadece burada değil, istiklal Mahkemeleri’nde yargılanan kadınlar var ama idam edilen tek kadın yok.

– İskilipli Atıf

Bir din alimi güya. Güya diyorum çünkü yazdığı makaleler arasında hakikaten sorunlu olanlar var. İskilipli Atıf’ın şapka devriminden önce yazdıkları için idam edildiği tamamen palavra. İki kez yargılanmış, ilki Giresun’da. O dönemde Giresun’daki ve Rize’deki isyancılardan İskilipli Atıf’ın risaleleri çıkıyor çünkü. Yargılanıyor ama suç unsuruna rastlanmadığı için beraat ediyor. Sadece kitabının dağıtılması yasaklanıyor çünkü halkı isyana teşvik ediyor. İskilipli daha sonra İstanbul’a dönüyor ama bu kez de Ankara İstiklal Mahkemesi çağırıyor çünkü kitabın dağıtımı devam ediyor. İki soru soruluyor: Bu kitabı neden dağıtıyorsun? Kurtuluş Savaşı’nda Teali İslam Cemiyeti’nin bildirisinin altına imza attın mı? İskilipli Atıf bildiriyi imzalasa da aslında karşı olduğunu, bunu da gazete ilanıyla duyurduğunu söylüyor ama Atatürk ve silah arkadaşlarını öldürmenin caiz olduğunu yazan o bildiri çoktan yayılmış durumda. Dolayısıyla İskilipli Atıf, halkı kışkırtmak ve vatana ihanet suçlarından idam ediliyor.

– Hamidiye zırhlısının Rize’yi bombaladığı iddiası

Rize’de 150 kişilik bir grup şapka karşıtı hareket başlatıp jandarma karakoluna yürüyor. Slogan atıyor, şehrin yağmalanacağını söylüyorlar. Bu olay bastırılıyor ve Gezici İstiklal Mahkemesi Rize’ye geliyor. Üç gün süren yargılama sonucunda, 63 kişi mahkum oluyor, bunlardan elebaşı olan sekizi idam ediliyor. Hamidiye bombalaması nereden çıkıyor? Evet, zırhlı o sırada kıyıda duruyor. Bir güvenlik önlemi olarak çünkü isyan büyürse bastırılacak. Bu işin piri yine Necip Fazıl. Kitabında diyor ki, Hamidiye toplarını havaya ateşledi. O bile insaflı davranmış, havaya ateşledi demiş. Sonrakiler Hamidiye, Rize’yi bombaladı, yaktı yıktı diye romanlar yazdılar. Bu, Rizelileri Atatürk düşmanı yapmak için kurgulanan bir oyun.

ATATÜRK’ÜN MAL VARLIĞI

– Atatürk, 17 yılı savaş meydanlarında geçmiş bir komutan. 1923 yılına kadar çok sıkıntı çekmiş. Hatıra defterlerinde parasının yetmediğini, ailesini geçindirmekte zorlandığını açıkça ifade ediyor.

– 1923 yılından itibaren ortalama 10 bin lira Cumhurbaşkanlığı maaşı alıyor ancak bu paranın neredeyse tamamını dağıtıyor. Sosyal yardımlara veriyor, çevresindekilere dağıtıyor, ihtiyacı olanlara ev alıyor. Hatta, aldığı para İsmet’e yetmez diyerek başta iki, sonra üç bin lira da İsmet Paşa’ya veriyor. Uzun süre köşkün iaşesinin kendi karşılıyor, çalışanlara ayrıca maaş ödetmiyor. Ne zaman para bitiyor, çalışanlara maaş bağlanıyor.

– Medeni kanuna göre yakınlarınıza bir miktar da olsa para bırakmak zorundasınız. İşte Atatürk dünyada bir ilke imza atarak 12 Haziran 1933’te özel bir kanun çıkartıyor. Bu kanunla akrabalarına tek bir kuruş bırakmadan tüm mal varlığını Hazine’ye devrediyor.

– Atatürk öldüğünde hesabında olan parası:

Emekli maaşı: 19 bin 566 lira 80 kuruş

Cumhurbaşkanlığı maaşı: 73 bin lira 98 kuruş
Reklamlar